Haluk Levent etrafında yaşanan tartışmalar, tek başına bir kişinin hikâyesi olarak değerlendirilmemelidir. Asıl mesele, bir toplumun kurumlarına duyduğu güvenin aşınması ve bunun yarattığı sonuçlardır. Bir ülkede devletin kurumları güvenilirliğini, şeffaflığını ve hesap verebilirliğini kaybettiğinde, insanlar doğal olarak alternatif çözüm yolları aramaya yönelirler. Ancak bu durum çoğu zaman kurumsal denetimin dışına çıkılması anlamına gelir ve sonuçları da bir zar oyununa dönüşebilir; kimi zaman umutla başlayan süreçler hayal kırıklıklarıyla son bulabilir.
6 Şubat depremlerinde özellikle Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya’da yaşanan büyük yıkım, devlet yönetiminin afetlere hazırlık konusundaki eksikliklerini ve koordinasyon sorunlarını bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Yurttaşlar, yaşadıkları çaresizlik karşısında dayanışma ağlarına yönelmiş, yardım ulaştırmak için güven duydukları kişi ve kuruluşlara destek vermişlerdir. Bu durum, aslında toplumun vicdanının ve dayanışma kültürünün bir göstergesidir.
Ancak kurumsal mekanizmaların zayıfladığı ortamlarda bireylerin veya sivil girişimlerin aşırı ölçüde öne çıkması, beraberinde denetim ve hesap verebilirlik sorunlarını da getirebilir. Bu nedenle tartışılması gereken konu yalnızca kişiler değil, kişileri bu kadar merkezi hale getiren toplumsal ve siyasal koşullardır.
Bu açıdan bakıldığında Haluk Levent bir neden değil, bir sonuçtur. Olayların merkezinde bulunan kişilerden çok, onları birer kurtarıcı figür haline getiren sistem sorgulanmalıdır. Çünkü güçlü kurumların olduğu, hukukun üstünlüğünün korunduğu, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin esas alındığı demokratik toplumlarda bireyler değil kurumlar güven üretir.
Toplumsal çürüme; hukukun zayıflaması, adalet duygusunun aşınması, liyakatin geri plana itilmesi ve demokratik denetim mekanizmalarının etkisizleşmesiyle derinleşir. Böyle dönemlerde toplumlar sık sık yeni kahramanlar yaratır, ardından da aynı kahramanları tartışmaya başlar. Oysa kalıcı çözüm, kişilere bağlı umutlar üretmek değil; güçlü, şeffaf ve hesap verebilir kurumlar inşa etmektir.
Eğer gelecekte benzer tartışmaların yaşanmasını istemiyorsak, hak, hukuk, adalet ve demokrasi ilkelerini yeniden güçlendirmek zorundayız. Daha adil, daha şeffaf ve daha güvenilir bir toplum ancak kurumsal yapının sağlamlaştırılmasıyla mümkündür. Asıl mücadele de yeni kahramanlar yaratmak değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir düzen kurabilmektir.
Dr. Dişhekimi Hüseyin Özkahraman

